Yine herkesin çok yol üstünde olmayan, ama gidilmesi için hususi zaman ayrılması gerektiğini düşündüğüm, Türkiye’de unutulmuş bir mutfak geleneğini layıkıyla tekrar ortaya çıkarmayı başarmış bir restoran Asitane.
Burayı özellikle yurtdışından gelmiş ve yemek zevkine güvendiğim üç konukla ziyaret ettiğimde ilk gözümüze çarpan ve kesinlikle kalbimizi çalan detay, menüsü üzerindeki Slow Food logosuydu. Bu mutfakta kullanılan malzemeler açısından damağına düşkün herkesin içinde güven uyandıran bir logo olmaya başladı bile.
İçeri girdiğinizde sizi sakin bir atmosfer karşılıyor, bununla beraber, bu şık restoranlar için bile bir yere kadar tahammül edilebilir bir şey arka fonda mekanla uyumlu bir müziğin eksikliği dikkat çekiyor. Çalışan personel oldukça eğitimli ve menü konusundaki sorularınızı yeterli bir şekilde cevaplayabiliyorlar, bu Türkiye’de pek çok mekanın kendini geliştirmesi gereken alanlardan zira mekanlar ya çok sayıda personel değiştirdiklerinden ya da dikkat etmediklerinden personelini yeterince eğitemiyor. Tabi ki Asitane’de yapılan işin doğasının yarattığı gerekliliği unutmamak gerekir.
Menüyü ilk elinize aldığınızda dikkat çeken noktalardan biri şarap menüsünün yerli ve yabancı şaraplar açısından zengin oluşu, ben konuklarıma Türk şaraplarını tattırmak istediğimden dolayısıyla özellikle Sarafin serisinin şaraplarını seçiyor yemeğe eşlik etmesi için, başlangıçta aldığımız Sarafin Sauvignon Blanc 1997 oldukça beğeniliyor.
Soğuk başlangıçlardan patlıcan sezonu da olması sebebiyle Babagannuş ve Bayıldı tercih ediyoruz, Badem çorbası da ayrıca getiriliyor. Bunlar arasında en başarılısı Badem Çorbası, Bayıldı’da oldukça iyi pişirilmiş ancak serv is sıcaklığı ayarlanamamıştı. Buzdolabından direk çıkarılmış olduğunu anlayabiliyorsunuz. Ancak normalde patlıcan ile özdeşleşmiş olan Bayıldının kabak ile hazırlanmış versiyonu da patlıcan kadar başarılı olmasa da ilgi çekiciydi. Babagannuş ise yeterince nüanslı bir tat vermiyordu. Sanırım aldığımız soğuklar arasında en başarısızı diyebiliriz. Ufak domateslere doldurularak oldukça şık bir servis ayarlanmış ancak, kullanılan görsel malzeme olan domates, babagannuşun tadını bastıran bir unsur olmuş.
Balık sezonu olmasına rağmen ana yemeklerde çok bazla balık ürünü görememek bizi biraz üzdü, oysa geçen sene Asitane’nin balık menüsü oldukça isim yapmıştı. Daha genel zevke hitap eden rafine olmayan bir balık seçeneğiyle karşı karşıya kaldık.
Bu sebeple yemek tercihlerini Asitane’nin klasiği haline gelmiş olan ,Kavun Dolması ve Kuzu İncik’ten yana kullandık. Bize servis edilen kavun dolmasında Biga Kavunu kullanılmıştı ve oldukça lezzetliydi ama diğer kavun cinsleriyle daha iyi lezzetler verdiği tartışılmaz. Türkiye’de ilk bakışta yadırgansa da Avrupalı’lar için çok yadırganmayacak bir tad özellikle bir İtalyan geleneği olan Jambon&Kavun ikilemesi gibi tatlı tuzlu ikilemelerini çağrıştırdığından olabilir ama yine de Osmanlı mutfağını iyi yansıtan bir örnek. İlerleyen günlerde tarifini buraya yükleyebiliriz belki.
Kuzu incik ise benim en başarılı bulduklarımdan oldu, patlıcan yatağında servis yapılmış ve pişimi ise ne kuru ne de pişmemiş bir kıvamdaydı. Yani bizim topraklarda nadir bulunan bir pişirme ustalığı kullanılmıştı. Osmanlı mutfağında kuzu etinin yeri de göz önünde bulundurulursa, gerçekten başarılı bir taçlandırma olduğu söylenebilir.
Tabi ki bu kadar yemek üzerine kimsede tatlıya yer kalmadı ve güzel bir Türk Kahvesiyle yemeği sonlandırdık.
Asitane’den genel olarak mutlu ayrıldık.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder